Kış depresyonu mu, iş depresyonu mu yoksa yaş depresyonu mu bilemiyorum ama üzerimde bu ara bir "still got the blues" halleri.. O derece ki, öğle vakti iş yerinde tam bunu yazarken kulaklığımdan kulağıma doğru tamamen tesadüfen, o muhteşem gitar solosu girişiyle yayılmaya başlayan "Still got the blues" başlamasıyla şoka girip, sanki dün sevgili tarafından terkedilmişcesine gözlerimin dolu dolu dolması halleri.. Etraftaki duyarlı insancıklar bu ara pek keyifsizsin diye sorduğunda bardaktan boşanırcasına hücum eden gözyaşları eşliğinde pek de inandırıcı olamadan spesifik birşey olmadığı konusunda çevreyi inandırmaya çalışma halleri.. Annemin özlü sözlerinden biri olan "abuk subuk boş şeylere ağlayıp durma, allah gerçekten ağlamana değecek bir dert verir" kehanetinin akla gelip iyice moralden düşme halleri.. Kedinin bile, sanki sayılı günlerim kalmışcasına kendini sevdirmek için bana her zamankinden fazla yanaşması halleri.. Hiç bir şeyin evde oturup sapıkça ardarda X Files izlemek kadar zevk vermemesi halleri.. Daha sezonlarca oynadığını bildiğim halde 2. sezon son bölümde Mulder'ın ölmüş olabileceği ihtimaline oturup ağlama halleri.. Daha nasıl anlatabilirim ki, işte bu işte bir iş var halleri..
X Files hikayesi de ayrı bir ilginç başladı aslında. Üniversite yıllarında TV'de ara ara izlediğim dizilerden biriydi, severdim Spooky Mulder'ı. Yılllaaaar yıllar sonra izleyecek dizi düşünürken birden aklıma düştü ve tekrardan bi deneyeyim bakalım dedim. Gerçi 8 sezon x 25 bölüm oynamış olduğunu görünce sağlam bi yutkundum ama üşenmeyip bir iki bölüm derken gelinen nokta 4. sezon oldu an itibariyle. Bu esnada meğersem bizim Mulder ve Scully dizinin güncel yeni sezonlarını çekmekle uğraşıyormuş. Yani bildiğiniz, dizi beni çağırmış yıllar sonra.. Ama şimdi yeni bölümlere yetişmek için çok hızlı bir şekilde kalan 100 bölümü gömmem lazım ki hiiiç kolay değil zira her bölümün ortalama 45 dk olduğunu düşünürsek 4500 dakikamı bu diziye ayırmam gerekir, bu da 75 saat eder. Yuvarlak hesap yaparsak, 3 tane hafta içi gününde günde 3er bölüm izlesem, haftasonları da 10 bölüm izlesem toplamda, bir haftada 20 bölüm yapar ortalama. Kalan 100 bölüm 5 hafta eder ki bu esnada yeni bölümler de tüm hızıyla oynayacağı için benim gündemi yakalamam ancak ve ancak 2 ayı bulur. Ehh bu mücadeleyi bitirdiğimde de bence UFO-I want to believe- dövmesini hak etmiş olacağım değil mi? Evet inanıyorum...
Öte yandan depresif halden kurtulmak için X files dışında da hayatımda bazı değişiklikler yapayım dedim tabii. Mesela 20 yaş dişimi çektirdim. I-ıh, dişe dokunur bir değişiklik olmadı. Bu yakınlarda yüzeye yarım yamalak adım atmış diğer 20 yaş dişimi de çektireceğim, belki bu sefer??
Yazıya başladığım gün ile bitirmeyi planladığım bugün arasında geçen süre zarfında melankolinin sebeb-i ziyaretini bulmaya çalışırken gelinen nokta bir yudum daha alkol, bir miktar diş kaybı ve terbiye edilemeyesice bir iştah açılması oldu sanırım. İçimdeki iştah canavarının tam olarak ne zaman ortaya çıktığını ben de tespit edemiyorum ama sanırım Polonya seyahatinde başladı herşey. Sonrasında İran geldi, ee sonra yılbaşı falan derken kış komple gelmiş bulundu. Ben de kendimi 8 gibi akşam yemeği yedikten sonra gece saat 12 gibi yatmazdan evvel dolabı karıştırıp krem peynir çeşitlerine ekmek veya galeta benzeri ne bulursam onu banarken buldum. O da mı yetmedi, siz hiç soğuk patates püresine galeta bandınız mı? Ben bandım, siz banmayın hiç gerek yok! Malum bünye kışın üşümemek için bu tip iştahsal müdahalelerin ve kat kat kıyafet gibi dış yardımların yanısıra içerden de kendini garantiye almak istiyor, which is bölgesel yağlanma. Yediğini yağ olarak tutuyor şerefsiz. Ama bence anlaşılır birşey. Ayrıca o bel çevresindekiler yağ değil aşk tutmacı aslında..
Velhasıl yılan hikayesine dönen bu yazı faslını haftalar sonra kapatırken, bu geceye bi büyükle katılan, hala az parayla güzel ortamda güzel yemek yenebileceğini ispatlayan nadide meyhane Müşterek'e saygılarımı sunuyorum!
Bu günkü mevzuya eşlik eden birkaç şarkı var bu sefer:
Birincisi Mor ve Ötesi'nden Araf.. Bi kuple alıntı yapmadan geçemeyeceğim..
Yerimi bilmem
Bilmem ne taraftayım
Sesimi duymam
Ne zamandır araftayım
Kimler varmış içimde yoklama yaptım
Deliler çıktı, cellatlar bir de şeytanlar
Bir diğer şarkımız da aynı hisleri farklı kelimelerle ve daha yüksek bir arabesk tonda aktaran Ahmet Kaya'dan Öyle bir yerdeyim ki...
Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder