Sözlerime ünlü düşünür Serdar Korkaç'ın dizeleriyle başlamak istiyorum: Hayat, beni neden yoruyoosuun? Evet Ekim'i yarıladık. Kötü fena. Sevgili yaz, size ayrılan sürenin sonuna geliyoruz ve fakat sevgili kış, acaba sizi karşılamaya hazır mıyız?
Kış şartları zorludur, herkes bilmez. İçim şişti bir çarşıya ineyim tur atayım dersin, soğuktan götün yemez. Sağlıklı düşünemiyorum camları açayım da temiz hava ve oksijen girsin eve dersin götün donar. Bütün yaz oksijen bolluğunda bile beynin o oksijenden nasibini almayıp saçmalamaya gayret etmişken kış vakti 45 m2 evin içindeki oksijeni kediyle paylaşıp bir de aklı selim sahibi olmanı beklerler. Hem de yalnız!
Kış yalnızlığı yaz yalnızlığına benzemez derler, ya da ilk ben dedim belki de.. Kış yalnızlığı adamı hasta eder.. Yün patikler de giysen, tontiş pompiş kurbağalı tavşanlı çoraplara da sarınsan, kombiyi de köklesen, kendini koyun yünü yorganlara da dolasan, kadının ayakları o yatakta ısınmaz bir türlü, ee ılınmamış ayakla da uyunmaz bir türlü. Gelsin uykusuz geceler..
Kış yalnızlığı adamı aç bırakır.. Zaten sokaklarda yemek peşinde sürtemeyeceğinden mütevellit, kadının evde yemek yapma hünerlerini geliştirmesi gerekir fakat düdüklü tencere sana, sen düdüklü tencereye bakaar bakaaar durursun. Evde yemek yapmamanı üşengeçliğine bağlarlar. Evet serde üşengeçlik vardır baba genlerinden sebep, ama ocağın başına geçmek istemeyişinin altında Zeki Müren'den Radyo Günleri eşliğinde bir rakı masası kuracak kimsenin olmayışının yattığını anlamazlar.. Ya da o tarçın kokulu sıcak şaraplı günlere özlemin..
Kış yalnızlığı adamı alkolik yapar.. Öyle yazlık hafif içkilerle geçiştiremezsin, 'kendime bi martini koyayım da bikaç saat oyalanayım' veyahut 'bu geceyi de iki bira ile kurtardık çok şükür' modeli alkol tüketimi kışın pek geçerli değildir zira ne zeytinli martini ne de buzz gibi bir bira kışın keyif verme taraftarı değildir kadına, ehh bu durum da yüksek alkollü iç ısıtan içkilere yöneltir. Sonra gel de seni senden çok düşünen arkadaş kitlesine, hayır her akşam biriki kadeh/duble içmenin aslında alkoliklik olmadığını yırtınarak anlatmaya çalış. Yine anlamazlar..
Kış yalnızlığına eşlik eden meyveler bile sıkıcıdır.. Elma, portakal, mandalina, muz. Dört çeşit meyveyle 8 ayı geçirmeye çalışır kadın, bundan daha ağır bir darbe olabilir mi meyvesevere? Hele bir de hepsi soyulası meyvelerken! Kadının meyvesini soyup yedirecek kimsesi yoksa işte bu noktada o caaanım, kimseye muhtaç olunmadan yenilen, erik kiraz üzüm gibi yaz meyvelerine özlem had safhaya ulaşır aylar boyunca.
Ya kış şarkılarına ne demeli? Kış yalnızlığını beslemekten başka neye yarar? Siz hiç kış başı albüm çıkarıp, elleri havaya sokan bir Demet Bakalın veya Serdar Korkaç gördünüz mü? Göremezsiniz.. Halbuki hüzne teşvik edenler kışın damarına damarına basar kadının, hatta veda ederken bile kışı seçerler, Müzeyyen gibi, Müslüm Baba gibi, Ahmet Kaya gibi..
İşte bütün bu kış dinamikleri, yüksek muhtemel okunacak depresif kitaplar ve izlenecek iç karartıcı filmlerle de birleşince, bir de üstüne her ayın muayyen günleri öncesinde ve kimi zaman esnasında da baş gösteren sendrom halleri eklenince, kadının üzerine alameti kendinden menkul bir hüzünlü haller yerleşir ve herşey gökyüzünde yalnız gezen yıldızlara, baktıkça mücrim gibi titreten istikbale bağlanır hale gelir..
Gardını al ey kadın! Kış yalnızlığı çok yorucuymuş.. Önünde ciddi mücadele gerektiren aylar var!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder