Saclarım fena bir durumda. Şekle girmemekte ısrarcılar, tiftik tiftik takılıyorlar fakat her zamanki dagınık karizmamı da yakalayamıyorum bi türlü. Düz desem degil, kıvırcık desem degil, dalgalı desem o bile degil sanki. Dipleri düz, uclara dogru karmakarışık bir şekilde hafiften dalgalanma. Ya yine perma yaptırmam lazım ki öyle olacaksa bir de kıvırcıkların inceliğine karar vermek gerekecek, ya da şu şehir fırsatında mı ne günlerdir promosyonu çıkan brezilya fönünden yaptırmak lazım. Hayır yanlış anlaşılmasın bunalımda falan değilim, şekil şemal değiştirme isteğim tamamen saçlarımın gerçekten kötü görünmesinden kaynaklanıyor. Ama Yav bunalımda sanırım, aylardır yalvardıgım halde dokundurtmadığı saçlarını bir gecede kesme kararı aldı ve ertesi gün de gidip aynen kısacık kestirtti (ki en son tatilde ben kendi ellerimle traş makinasıyla abuk subuk girmiştim saç diplerinden, fakat alet beceremediği için - benim değil aletin başarısızlığıydı kesinlikle - öylesine bırakmıştık saç diplerini). Insan saçlarıyla ilgili değişiklik kararını bu kadar çabuk nasıl verebilir ki? Ben şimdi az önce saçlarıma bişey yapmam gerektiğine karar verdim ya, tam olarak ne yapacağıma karar vermem aylarımı alabilir. İşte bu süreçte de kararsızlıktan bunalıma girmem çok olası. Eeee sonra da haliyle "bunalımdaydım, saçlarımı değiştirdim" diye hissediyor insan evladı, saçlarını değiştirmek için aslında bunalıma girdiğini unutarak. Bir kadın kısırdöngüsü ile karşı karşıyayız..
Saclarımı bir kenara bırakıp hiçbirşey yazmadıgım şu bir aylık süreçte neleeeer neleer oldu kısmına gelmek istiyorum. Önce "Ayfon-A success & revenge story" başlıklı bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Sene 2010, aylardan temmuz. Birci zontra'dan yarı tazminatını almış, bankadaki hesabı hiç görmediği kadar para görmüş mutlu mesut parasını nerelere harcasa şeklinde planlar yaparkene aklına ayfon almak gelir. Fakat sevgilisi ayfon ile ilgili ileri geri konuşarak kendisini vazgeçirmeye çalışır. Bu esnada Birci'nin master işi netleşir ve gördüğü göreceği bu olacak olan ve daha aylarca boş kalacak olan banka hesabısından yarı tazminatını çekip aynen okula yatırır. Bu durumda ayfon hayalinden de vazgeçer. Neden neden sonra sevgilisi yavaş yavaş ayfonsal davranış biçimleri sergilemeye başlar. Ayfon fiyat araştırmaları, kontratlı kontratsız, törksel vodafon karşılaştırmaları yapmalar şeklinde cereyan eden ayfon sevdası sevgilinin bünyesine girmiştir bi kere. Kimi zaman Birci bu araştırmalara destek olurken sevgilideki bu tavır değişikliği sebebiyle kimi zaman hararetli tartışmalar yaşanır. Artık ayfon alınmaya karar verilir. Sevgili birkaç magazada sorar fakat lanet olasıca ayfon hiçbiryerde bulunmamaktadır. Yurdum insanı su gibi ekmek gibi ayfon almaktadır herhalde. Eeee bizim neyimiz eksiktir? Birci bu duruma dayanamaz, bir gun sabahın korunde alakasız bir semtte bir vodafon bayinin önünden geçerken iceri girip ayfon sorar. Evet vardır hem de 5-6 tane. Birci hemen sevgiliye haber salar, sevgili aynı gun içinde bayiiye uğrayıp telefonu satın alııııır. Bu bir mutlu son gibi görünse de aslında asıl hikayenin başlangıcıdır.. Simdi artık sevgilide de ayfon olması Birci'yi her geçen gün ayfon alma konusunda daha da hırslandırmaktadır. Eski hırsı katlanarak geri dönmüştür. Hem artık bir işi de vardır. Kontratlı olarak ayfon almasına bir engel kalmamıştır. Fakaaat intikam soguk yenen bir yemektir, sevgilinin bu hamlesine karşılık Birci sadece ayfon almakla kalmamalı, daha pislik bişeyler yapmalıdır. Düşünsündür, düşünsündür.. Ve karar verilir, sevgili ayfon 3gs almıştır ya, Birci da madem öyle ayfon 4 alacaktır. Birkaç bayiye sorulur fakat o ne, ayfon 4 de piyasada yoktuuuuurr!!!! Olamaaaazdır!!! Ayrıca bir hafta sonra Londra'ya gidilecektir., bu seyahate ayfon ile gidilmelidir. Ama işte ayfon şimdi de Birci'nin bunyeye girmiştir bir kere, hemen hemen hemen sahip olunacaktır ona. Londraya gidilmeden alınacaktır, orada sevgiliye sörpriz! yapılacaktır. Yine yol üstünde bir gün bir törksel bayine sorulur, yoktur malesef ama yarın gelecektir, isterse adını yazdırabilecektir. Ad yazdırılır, yarın olur, öğlen gidilir bayiye, ayfon gelmiştiiir!!! İşlemler bi hayli uzun sürer, kontratlar imzalanır, anında sim kart takılır ayfona cünkü bu karışık bir işlemdir, evde yapmak zordur, telefon rehberi yedeklenir, el sıkışılır çıkılır. Ha bu arada sigorta sorulur, aylık 20 tl oldugu öğrenilir, çüşşş denip vazgeçilir. Yahu anında telefonu acıp bicip verdiler Birci'nin eline, nasıl çalışır, nasıl açılır nasıl kapanır bilen var mııı?? Neyse yavaş yavaş öğrenilir sorun yoktur, Londra yollarında havaalanında karıştırılır en kötü.. Asıl mutlu son buradadır işte.
O gün bugündür (yaklaşık bir aydır) ayfon couple olarak hayatımızı idame ettiriyoruz. Ama ne yalan söyleyeyim ilişkimize hareket geldi, çeşitli ayfon uygulamaları sayesinde, yeni ayfon keşifleri yaptıkça birbirimizle paylaşıyoruz falan, heyecanla birbirimize birşeyler yolluyoruz instant messaging uygulamaları sayesinde:) Gerekirse birbirimizden harita üzerinde mevcut konumumuzu göndermemizi istiyoruz, Hanya'dayım deyip Konya'da çıkan olursa birbirimizi oyalım diye. Sevdim be ben bu ayfonu.. Törksel ayfonlu kontrat konuşma bedeli çok tl, törksel ayfon kontrat internet paketi çok tl, törksel ayfon kontrat mesaj paketi az tl, ayfonla sevgiliye haritada konumunu göndermek paha biçilemez!!!
Gökten 3 ayfon düşer, biri Birci'ya biri sevgiliye diğeri dee hani bana hani bana demiş..
but you really get wet when she breaks down and cries..
6 Aralık 2010 Pazartesi
22 Eylül 2010 Çarşamba
taburcuburcu
Bizim cücünün bi lafı vardır, içim şişti. işte bu türk dizileri benim içimi şişiriyor vallahi. Hep bi trajedi, bi yanlış anlama anlaşılma mevzusu, bi aileye karşı gelememe, fırsatları parmaklarının ucundan kaçırma, tabiii tüm bu esnada da seyircinin ekran karşısında şişim şişim şişmesi, gerim gerim gerilmesi. Hayır zaten ameliyatlıyım, zaten şişkinim fiziksel olarak hiç olmadığım kadar, bi de üstüne ruh şişkinliği ekleniyor. Halbuse ecnebii işi çözmüş, dizi demek sit com demek, tüm günün gerginliğinin üstüne iki rahatlamak için aptal kutumuzun karşısına geçip bir de orada mı şişirelim kendimizi, aksine gülelim eğlenelim deyi güldürgeçli diziler yapıveriyollar isviçre laboratuarlarında hep. Bizim topraklarda da gün içinde streçimiz az yaa, ağşama biraz da neşemizi bulalım, kafamızı boşaltalım, hep birlikte aptallaşalım diye geçiyoruz tv karşısına, oooohh uykudan önce basıbasıveriyolar hafakanları.
| önce |
Mevzu ameliyattı nerden çıktı bu gerginlik demeyin, daha bismillah hastanede başladı herşey. Narkozun da etkisiyle, ağrım sızım da yokken huzur içinde bir uyku çekmeyi hayal ettiğim hastanedeki tek gecemde tv de lale devri diye bir dizi 5 saat falan oynadı heralde, döndü durdu. Annem izliyor muydu yoksa o da uyudu kaldı da tv mi açık kaldı bilmiyorum net, bildiğim şu ki uyudum uyandım dizi vardı, uyudum uyandım hala aynı dizi vardı yemin ederim saatlerce oynadı. Rüyamda içim şişti resmen. Kabus bununla kalmadı, bir haftadır evde istirahatteyim tabii, kucagımda bilgisayar, tv ile pek ilgilenmesem de aile izleyince hep bir dizi dönüyor fonda da. E hal böyleyken herşeyden haberdar oluyor insan, fena, sıkıntı. Bu hafta özellikle mi ne sürekli, ne bilim belki 3-5 kez döndü durdu aynı diziler. Ya bi yasak gelsin, rüttük kota falan koysun kanallara. Bir de hep bi sıkıntı, bi streç hali offff.
| sonra |
Hastane mesaime damgasını vuran birkaç konu vardı, benim açlığım, hipotermi tehlikem gibi. Uyandıktan sonra ilk ziyaretçime ilk sordugum şey hamburgerim nerde imiş. Biraz acıkmıştım da. Sürekli yemeği sayıkladım zaten uyandıktan sonra, yemek saatimi sorduk, 5 dediler. Artık saati 5 yapana kadar dakika saydım. Ama yemek gelince de iki lokma yiyip bıraktım tabii, midem almadı haliyle. Bir de hipotermi olayım var ki komedi. Ben zaten nerden aklıma soktuysam daha o götü başı açık kıyafet giydirilirken başlamışım ameliyathanenin çok soguk mu olacagından dem vurmaya. Odada enjekte ettikleri sıvı, uyuşturucuya alışkın olmayan bünyede anında etkisini gösterince daha odadan çıkarken kafa oldu bi dünya, aşağı inerken de yarı bilinçli olarak bikaç kişiye ameliyathanede çok üşüyeceğim konusunda bilgi vermeye başlamıştım. Ehh beyni de böyle şartlayınca heralde hipotermi tehlikesi vukuu bulmuş olacak ki ameliyattan çıktığımda doktor annemlere 15 dakika sonra ayılır çıkarırız bilgisini vermiş vermesine amma 15 dakika olmuş 45 dakika, benden ses seda yok. Bizimkiler de telaşlanınca içerden açıklama gelmiş, kızınız biraz üşümüş içerde, ısıtmaya çalışıyoruz, ısınmıyor bi türlü :) Ben bu arada ayıldım mı, ayık mı dondum, baygın mı dondum hatırlamıyorum ama tamamen ayıldıgımda ayaklarımdan doğru kocaman bi hortum sıcak hava veriyodu tüm bedene :) Bu arada odada da bi süre titremeye devam ettim, yorgan falan istedik extra. İlahi ben yaaa, ne komiğim.. Uyandığımda ilk hatırladıgım soru da yanıma gelen hemşireye ben ameliyat oldum mu diye sordum ve ağrı kesici veriyo musunuz diye de ekledim :) Korkularım ve ben.. Korkularım beni esir almış resmen..
Son olarak zamanında öne sürülmüş, narkoz mevzusuyla ilgili fena bir teori, sonradan kloroform ameliyatlarda uyutma amaçlı kullanılmamaya başlamış zaten.. Aşağıdaki google books linkinde kitabın 190. sayfasında başlayan Le Prix Du Progres bölümü.. (Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği, Notlar ve Taslaklar, Le Prix du Progres)
13 Eylül 2010 Pazartesi
the doors tribute
18 yaşımdan beri baş parmağıma taktığım yüzükleri çıkardım bugün. Marttan beri taktığım bilekliği çıkardım bugün. Hazirandan beri taktığım kolyeyi çıkardım bugün. 2 senedir taktığım inci küpeyi çıkardım bugün. 20 küsür yaşlarımdan beri kulağımın herhangi bir deliğinde illaki yer alan Pışlak'ın küpesini çıkardım bugün. Deri halhalımı ve ojelerimi de çıkardım bugün. Geri yerleştirebilecek miyim acaba bu parçaları?? İnsan parçası gibi olan aksesuarları bu yüzden çıkarmak istemiyor belki de, bir daha takamamaktan, takmak istememekten korkuyor belki de. Belki de küçük organımla birlikte başparmak yüzüğüm de benden ayrılmış olacak yarın itibariyle. Yanlış anlaşılmasın, şu an için öyle organ kaybıyla ilgili duygusal bir olayım yok, pek hissiyatsızım esasen bu bağlamda. Yarın da aynı hissiyatsızlık devam eder mi göriciiiiz.
Yarın iyi bir kafayı bulasım var. Zaten gelen giden kendi eğlencesinde olacak, beni sosyalleşmek için maşa gibi kullanacak olan ziyaretçilerimin yaratacağı keşmekeşden ben de kafam güzel olacağı için pek birşey anlamayacağım muhtemelen. Acaba odaya çıkınca hayvan gibi acıkmış, jumbocheese sayıklıyor olacak miyim?? Yoksa bu işler böyle olmuyor mu, yoksa insanın canı hiçbişey yemek istemiyor mu?? Sanki açlıktan ölecekmiş gibi bi hisse kapılırım gibi geliyor ama o gelen tatsız tuzsuz yemekler de insanın iştahını bir daha açılmamak üzere kapayabilir de.. Ben bugun gayet nizami beslendim, akşam yemeginden sonra bi daha hiçbişey yiyemeyeceğim diye abartabilirdim, karakterim müsait, ama yapmadım, insan gibi yedim. Şimdi son bir sigara içeceğim. Zaten bugun 1 tane içtim, şimdi 1 tane daha hak tanıyorum kendime. Ve sakin bir uyku, stres yok heyecan yok. Tek sıkıntı hastane için gecelik alışverişinde bulabildiğim düz gri geceliğe bir şey olursa yedek olarak annemin biryerlerden çıkardığı çiçekli nine geceliğini giymek durumunda kalma ihtimalim..
Aslında bilgisayarım yanımda olsa da kafam iyiyken de birşeyler yazsam fena olmazdı dimi?
Acaba ameliyat sırasında hastanın isteği üzerine fonda doors çalınmasına izin verirler mi? O zaman şöyle bir rüya görebilirdim: yaz tatilimde spanish caravanıma atlayıp love streete tatile gidiyorum. Orda herşey çok güzel ama when the music's over, biraz people are strange. Herkes yanıma gelip Hello, i love you won't you tell me your name diyerek benimle tanışmaya çalışıyor. Ve ben de feci sıkılıp bu ortamdan kurtulmak için koşarak break on through to the other side ediyorum. The End.
10 Eylül 2010 Cuma
gökten üç fener düşmüş...
Biz bu işi kaptık artık, bundan sonraki aşama işi para kazanmaya dökmektir. Yoksa böyle cepten yiyerek nereye kadar, ama bu sefer bayaa nizami çalıştık, giren çıkan pek cüzi. Bedirimin bekarlığa veda partisinden bahsediyorum (bundan böyle b.v.p. olarak anılacaktır). İki gün önce türk standartlarını zorlayan bir b.v.p. organize etmiş bulunuyoruz ben ve Pi.
Hazırlıklara bi hayli geç başlamış olmamıza rağmen - 1 hafta önce gibi - iyi kotardık işi. Malzeme alışverişiyle geçirilmiş bir ctesi günü - ki öyle normal bir ctesi değil, bayramdan önceki son ctesi olması sebebiyle bolca teyzenin tahtakale sokaklarında fink attığı bir ctesi günü olarak sabahtan tahtakalenin birci ve pi tarafından yeniden fethi, akabinde galata kulesi yakınlarındaki mekanın (galata life teras) Pi'ye gösterilmesi ve food tasting ve son olarak etilerdeki parti magazasından birkaç malzemenin temini şeklinde geçen 6-7 saat.. Bu fiziksel aktivite kısmıydı, tabii bunun öncesinde gecenin planlamasının yapıldıgı, malzemelerin belirlendigi zihinsel aktivite kısmı vardı ve bu zihinsel çalışma geceye katılabilecek yeni yeni oyunlar, playlist hazırlanması, getirilebilecek sürpriz konuklar vs bağlamında etkinlik gecesine kadar devam etti. Ve b.v.p. anı geldi çattı..
Birci ve Pi önceden mekana gidip tüm hazırlıkları itinayla ve ihtişamla tamamladık. Bir köşede gelin/damat foto blogumuz, terasın tüm kenarlarına astıgımız rengarenk balonlar, sandalyelere önceden serpilmiş aksesuarlar, masaya dagıtılmış menu/i ler ile misafirleri karşıladık. Sabırsızlıktan ve hiçbişey bilmemenin merakından çatlamak üzere olan Bedir saat 19.00'da ofisten koşarak çıktı. Kendisine sadece Tuyap otoparka parketmesini söyledik, daha da bi bilgi vermedik, hakkı budur zaten.. 19.30 olmadan neredeyse arabayı parketmişti uyuz. Biz de biraz daha zaman kazanmak ve herkesin Bedir'den önce gelmesini saglamak için ona midye dolma alma görevi verdik. Yaa işin aslı zaten canımız çekmişti, alıp masalara koysak mı diyoduk ama üşeniyoduk, isabet oldu bu görev. Bu arada da herkes pek güzel geldi mekana. Terastan Bedir'in gelişini görüp aşağı seslenip yerimizi belli ettik sonunda.. Arkadaşım eşek şarkısıyla kendisin karşıladık ve gece başladı.
Müzik eşliğinde sohbet, biraz da yeme içmenin ardından ilk oyuna geçmenin vakti geldi tabiii. İlk oyunumuz Bedir testisi idi. Bedir'i ne kadar tanıyorsunuz konseptli gerzek sorular içeren bir test. Aşağıda bknz. test çözen Bedir fotosu.. Birinciye de hediyemiz son zihni sinir procesi olan "çanta için orkidlik". Akaaabinde misafirler tatlı tatlı diye tutturunca pastamız geldi, üzerinde çük şeklinde mumları ile. Pastadan sonra hoppidi hoppidi biraz tepindikten sonra ikinci oyunumuz olan gruplar halinde "tuvalet kagıdı ile gelinlik tasarlamaca" başladı. Üçerli gruplar içerisinden 1 kişi manken, 2 kişi stilist olarak ellerindeki tuvalet kağtları ile Bedir için gelinlik tasarladılar.. Böyle bir ciddiyet böyle hummalı bir çalışma cemil ipekçide bile görülmemiştir. Bknz fotolar.. Oy birliği ile birinci olan gruba aynı zihni sinir hediyemizden verdik. Biraz daha laylaylom oyalandıktan sonra son oyunumuz olan "civana hıyar takmaca" başlasındı artık dimi.. Sırf bu oyun için taa etilere gitmiştik işte o malum ctesi günü, ama dirty bir oyun barındırmayan partiye b.v.p denir miydi hiç? Maalesef memleketimde b.v.p. anlayışı çok yaygın olmadıgından malzeme bulmakta epey zorlandık biz de. Sexshopların da kalitesinden ve eğlenceli malzeme çeşitliliğinden emin olmadıgımız için ziyarette bulunamadık. Halbuse yakın zamanda birimiz bir yurtdışı seyahat yapmış olsaydı, hele ki amsterdam falan, manyak malzeme edinirdik, dükkan bile açardık. Böyle bir işe girsek mi diye de düşünmedik degil tabii, her zihinsel girişimci türk gencinin dönem dönem kendi işini kurma gazına gelip sarfettiği düşünceler gibi bizim de kafamızda döndü durdu b.v.p. konseptli ürünler yurtdışından getirtsek ve burda ister dükkanda ister online satıversek diye. Güzel ülkemin yalniz insanı oturduğu yerden hep ister böyle girişimler yapmış ve kısa yoldan köşeyi dönmüş biri olmak, hep özenir hani, "şu yemeksepetini düşünene helal olsun köşeyi döndü şerefsizler, şu biletix i kuranlara vallaha bravo, gerçi ben de düşünmüştüm ama işte para yoktu o vakit girişemedim" gibisinden yeryer övgü yeryer küfür dolu hislerle.
28 Ağustos 2010 Cumartesi
what is matrix ulan?
Bugun odamı feng shui usullerine uygun olarak döşedim diye başlayabilirdim bu yazıya mesela ama boş insan olmanın da kendi çapında bi çizgisi var tabii, o kadar da değil. Ayrıca farkettim ki zamanım yokken zamanım olsaydı şunu da yapardım bunu da yapardım şöyle gezerdim böyle koşardım hoplardım zıplardım dediğim şeylerin bi çoğunu yap(a)mamışım. Mesela pazara gitmek, beleş gününde istanbul modernin altını üstüne getirmek, konserden konsere koşmak, hafta arası insan yığını işinde gücündeyken adalar, kilyos gibi haftasonu ulaşmak, ulaşılsa bile nefes almak mümkün olmayan güzide beldelerimizde fink atmak vs vs. Ve fakat bunların henüz pek azını gerçekleştirebilmiş olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilmekteyim zira pek yakında eskisinden daha koşturmacalı bir evreye geçiş yapmam olası.
Hayatımla ilgili köklü değişikliklere yol açacak kararların sorumluluğunu almak genel tembellik ilkeme aykırı oldugundan senelerdir işim ile ilgili bir girişimde bulunmadımdı. Mevzu tembellikse gerisi teferruattır zaten, bu bağlamda stabilite de candır helbet. Sonra birden adalet hak hukuk gak guk gazıyla karar mı istiyosun al sana yüklü bi karar şeklinde yola çıkıp, delikanlının geri vitesi olmaz mottosuyla kararımızdan dönmek yok yola devam ettik ey halkım. Ardından pek iddialı "yeni bir başlangıç" nidaları geldi, baba beni okula gönderler, çeşitli acentalardan iş bulmaya çalışanları ben artık turizm istemiyorum diye elinin tersiyle acımasızca reddetmeler, elinin hamuruyla alakam olmayan vakıflara, kültür kurumlarına atılmalar, cevap alamamalar, pek seçici bariyernet çıkarmaları derken zaman akıp geçti. Bi yandan parasızlık girdi bedene, bi yandan pek düşünceli arkidişlerin turizmle alakalı iş yönlendirmelerini niyetsiz olarak ehh peki bari görüşelimlerle kabul etme devri başladı.
Fakat işte bir zamanlama bu kadar mı kötü olur efems. Neden bütün yaz bekleyip "o hafta" o iki yerle görüştüm de neden iki hafta sonra görüşmedim ki sanki. Ehh görüşeyim bari dediğim iki yer de benden haber bekler oldu bir anda, amaaaaa ters yönden hızla bambaşka tam süper bi festival işi aklımı karıştırıverdi birden. Gel gör ki bunun girişi hızlı oldu ama gelişme bölümü pek yavaş ilerliyordu. Bir yandan benden haber bekleyen kurbanları ufak ufak ertelemeye çalışırken bu festivalden bir türlü herhangi bir yanıt alamıyordum. Eee ortaya zincirleme bi sıkıştırma olayı çıktı tabii, kurbanlarım beni, ben festivali derken olan yine benim caaanım nariiin sinirlerime oldu. Ve festival benim zaman kısıtıma dayanamayacağını açıkladı ve beni sözde serbest bıraktı. Ama bilmiyor ki aslında beni yine turizme tutsak ettii beaaahhh. Pofffffffffff. Yaani ne olurdu sanki ben bu tanıdık yönlendirmelerini yaz boyu ertelediğim gibi biraz daha erteleseydim ve önce bu festival ortaya çıksaydı da onla halleşseydim de olmuyorsa olmasaydı da sonra diğer görüşmeler gündeme gelseydi de da de da di do di dodiidodidodiiiii. Yaa bi batırfılay efekt istiyorum ortaya karışık. Ya da bi ales şkandalı falan olsun, gündem değişsin.
Şimdi söyle bana Morpheus, ben nasıl aklımdan atacagım bu festivali? Sanırım yanlış hapı yuttum
- doğru yanlış yargılamasına hiç girmeyelim bu hap olayında, sadece tercih meselesi.
- evet haklıyım
Bi de tam reddedilmemişken, seninle devam edemeyeceğiz cümlesini direkt duymamışken, sadece benim zaman kısıtımdan sebep serbest bırakıldım ya, yani bu şekilde vaz mı geçmeliyim, yoksa bi yolunu bulup tırnaklarımla kazımalı mıyım? İtinayla eldeki bulgurdan nasıl olunur seansımıza başlamış bulunuyoruz, seansa lütfen alık balık olmayanlar katılmasın, laftan anlamazlar (Haftaya da iş görüşmesinde itinayla kendi maaşın nasıl düşürülür -hak hukuk adalet adına amaa- konusunu işleyeceğiz)
Velhasıl zaten kurbanlardan birini eledim ve bildirdim, digeri de belki ekimden önce başlayamayacağımı ve kasım bayramında kanadaya gitmeyi planladıgımı öğrenince beni ince eleyip sık dokuyacaktır kim bilir. O zaman haliyle festivale geri dönüp tırnaklarımla kazımaya başlamam gerekebilir, elimde başka kozum kalmadıgından.
Ben bi Matrix 3lemesini izleyeyim, belki tüm bu olanların bi anlamı vardır. Gözüm bi yerden ısırıyo ama çıkaramadım..
Hayatımla ilgili köklü değişikliklere yol açacak kararların sorumluluğunu almak genel tembellik ilkeme aykırı oldugundan senelerdir işim ile ilgili bir girişimde bulunmadımdı. Mevzu tembellikse gerisi teferruattır zaten, bu bağlamda stabilite de candır helbet. Sonra birden adalet hak hukuk gak guk gazıyla karar mı istiyosun al sana yüklü bi karar şeklinde yola çıkıp, delikanlının geri vitesi olmaz mottosuyla kararımızdan dönmek yok yola devam ettik ey halkım. Ardından pek iddialı "yeni bir başlangıç" nidaları geldi, baba beni okula gönderler, çeşitli acentalardan iş bulmaya çalışanları ben artık turizm istemiyorum diye elinin tersiyle acımasızca reddetmeler, elinin hamuruyla alakam olmayan vakıflara, kültür kurumlarına atılmalar, cevap alamamalar, pek seçici bariyernet çıkarmaları derken zaman akıp geçti. Bi yandan parasızlık girdi bedene, bi yandan pek düşünceli arkidişlerin turizmle alakalı iş yönlendirmelerini niyetsiz olarak ehh peki bari görüşelimlerle kabul etme devri başladı.
Fakat işte bir zamanlama bu kadar mı kötü olur efems. Neden bütün yaz bekleyip "o hafta" o iki yerle görüştüm de neden iki hafta sonra görüşmedim ki sanki. Ehh görüşeyim bari dediğim iki yer de benden haber bekler oldu bir anda, amaaaaa ters yönden hızla bambaşka tam süper bi festival işi aklımı karıştırıverdi birden. Gel gör ki bunun girişi hızlı oldu ama gelişme bölümü pek yavaş ilerliyordu. Bir yandan benden haber bekleyen kurbanları ufak ufak ertelemeye çalışırken bu festivalden bir türlü herhangi bir yanıt alamıyordum. Eee ortaya zincirleme bi sıkıştırma olayı çıktı tabii, kurbanlarım beni, ben festivali derken olan yine benim caaanım nariiin sinirlerime oldu. Ve festival benim zaman kısıtıma dayanamayacağını açıkladı ve beni sözde serbest bıraktı. Ama bilmiyor ki aslında beni yine turizme tutsak ettii beaaahhh. Pofffffffffff. Yaani ne olurdu sanki ben bu tanıdık yönlendirmelerini yaz boyu ertelediğim gibi biraz daha erteleseydim ve önce bu festival ortaya çıksaydı da onla halleşseydim de olmuyorsa olmasaydı da sonra diğer görüşmeler gündeme gelseydi de da de da di do di dodiidodidodiiiii. Yaa bi batırfılay efekt istiyorum ortaya karışık. Ya da bi ales şkandalı falan olsun, gündem değişsin.
Şimdi söyle bana Morpheus, ben nasıl aklımdan atacagım bu festivali? Sanırım yanlış hapı yuttum
- doğru yanlış yargılamasına hiç girmeyelim bu hap olayında, sadece tercih meselesi.
- evet haklıyım
Bi de tam reddedilmemişken, seninle devam edemeyeceğiz cümlesini direkt duymamışken, sadece benim zaman kısıtımdan sebep serbest bırakıldım ya, yani bu şekilde vaz mı geçmeliyim, yoksa bi yolunu bulup tırnaklarımla kazımalı mıyım? İtinayla eldeki bulgurdan nasıl olunur seansımıza başlamış bulunuyoruz, seansa lütfen alık balık olmayanlar katılmasın, laftan anlamazlar (Haftaya da iş görüşmesinde itinayla kendi maaşın nasıl düşürülür -hak hukuk adalet adına amaa- konusunu işleyeceğiz)
Velhasıl zaten kurbanlardan birini eledim ve bildirdim, digeri de belki ekimden önce başlayamayacağımı ve kasım bayramında kanadaya gitmeyi planladıgımı öğrenince beni ince eleyip sık dokuyacaktır kim bilir. O zaman haliyle festivale geri dönüp tırnaklarımla kazımaya başlamam gerekebilir, elimde başka kozum kalmadıgından.
Ben bi Matrix 3lemesini izleyeyim, belki tüm bu olanların bi anlamı vardır. Gözüm bi yerden ısırıyo ama çıkaramadım..
26 Ağustos 2010 Perşembe
bir masalın ağzını kapattı ve yattı.
Boş insanın yapabilecekleri-episode 2 dahilinde dün gece mp3 arşivimi yeniden adlandırmaya kalktım. offf ne fena bi iş bu. Keşke zamanım olmasaydı da zamanım olmadıgı için düzenleyemiyorum bahanesinin sallasaydım etrafa. aslında böyle bi işe girişme dürtümün oluşumu taaa tatil dönemine dayanıyor. Mp3 playerımdan halka şarkı çalmanın nekadar zor oldugunu keşfettim tatilde, çünkü ben üşengeçliğimden ve zamanında zamanım olmadıgından elimdeki mp3 arşivini oldugu gibi aktarmış ve sonra üzerinde herhangi bi gruplama vs de yapmamışım. Elimdeki arşivde şarkı adları karmançorman sersemsepelek oldugundan bi şarkıcıya ait parçaların yerini tespit edip bir playlist hazırlamak o kadar zaman alıyormuş ki, mesela bi gece tabii ki sezen aksu çalmaya çalışıp, sanatçıya göre arattıgımda s harfinde sadece şarkıların bi kısmını bulabilip kalanları acayip yerlerden topladıgım ve playerımda olduguna emin olduğum halde bi kısmına da hiç ulaşamadıgım için operasyon gereği duydum. Ben genelde playerı dinlerken bi düzene ihtiyac duymuyorum cünkü tüm arşivi baştan sona çalıyorum, dev bi shuffle oluyor. Bu da benim tarzım, tarz-ı aburcubur.
Önce saf gibi bilgisayarda bulundukları yerde yeniden adlandır yaparak bu işi becerebileceğimi sandım amaaaaa bu kadar kolay mııı, tabi ki degiiiil(miş). Yavın antimediaplayercı tavrı yüzünden önce winamp yükledim zira bilgisayarımda sadece default gelen media player bulunuyordu. sonraaa winampa arşiv taraması yaptırıp şarkı isimlerini winamp üzerinden düzenledim. Veeeeee şimdi sanıyosunuz ki mp3 playera yükledim herşey süpper oldu, ama yok öyle bişey. Daha yüklemedim, daha düzenleme işini bitiremedim bile, fena sıkıcı bişey. Bu şekilde yaptıgım değişiklikler bi işe yarayacak mı onu da bilmiyorum. Tek bildigim çok sıkıcı bi işlem oldugu. Baydım, bir masalın ağzını kapattım ve yattım.
Boş insanın yapabilecekleri - episode 3 de tekrar buluşmak üzere. Boşçakalın demeden evvel Sheilak'a bir şiir armağan etmek isterim..
'He shot me down bang bang'
by Lale Müldür
seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü birşey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.
ps. episode 1 neydi diye soranlara tek sözüm var, dön bak dünyaya! Bu satırları her nerede okuyor ve okutuluyorsan, işte orasıdır episode 1.
Önce saf gibi bilgisayarda bulundukları yerde yeniden adlandır yaparak bu işi becerebileceğimi sandım amaaaaa bu kadar kolay mııı, tabi ki degiiiil(miş). Yavın antimediaplayercı tavrı yüzünden önce winamp yükledim zira bilgisayarımda sadece default gelen media player bulunuyordu. sonraaa winampa arşiv taraması yaptırıp şarkı isimlerini winamp üzerinden düzenledim. Veeeeee şimdi sanıyosunuz ki mp3 playera yükledim herşey süpper oldu, ama yok öyle bişey. Daha yüklemedim, daha düzenleme işini bitiremedim bile, fena sıkıcı bişey. Bu şekilde yaptıgım değişiklikler bi işe yarayacak mı onu da bilmiyorum. Tek bildigim çok sıkıcı bi işlem oldugu. Baydım, bir masalın ağzını kapattım ve yattım.
Boş insanın yapabilecekleri - episode 3 de tekrar buluşmak üzere. Boşçakalın demeden evvel Sheilak'a bir şiir armağan etmek isterim..
'He shot me down bang bang'
by Lale Müldür
seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü birşey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.
ps. episode 1 neydi diye soranlara tek sözüm var, dön bak dünyaya! Bu satırları her nerede okuyor ve okutuluyorsan, işte orasıdır episode 1.
21 Ağustos 2010 Cumartesi
fasa fiso Burkina Faso
30 yaşında olusturulmus bir blogda acaba kişi 30 senelik geçmişinin irili ufaklı anekdotlarını blogda anma hakkına sahip midir?? Yoksa blog kuruldugu andan itibaren gelişen olaylar mı bu sayfalarda yerini almalıdır onu kestiremedim. Buraya nerden geldim ben, bi yerden gelmemişim daha ziyade en baştan bu noktadan giriş yapmışım.
Sanırım şunu anlatmak istediydim de, birkaç senedir kafa kurcalaması kısmından yola cıkarak aklım 30 senelik birikime kaydı herhal, neyse madem birkaç senedir kafa kurcalayan mantarlı tırnaklarım mevzusu bugun yeni bir boyut kazandı annemin arkadaşı dermatolog sayesinde. Onlar mantar degil bir çeşit egzamaaaağğğ. Peki bu iyi bişey mi kötü bişey mi? İyileşecek mi doktor? Geçebilir de hiç geçmeyebilir de. ama mantar degil. So? Yine o pahalı bitkisel tırnak+sac güçlendirici ilactan içilecek, bi kutu bitti, bitti miiiii yooo yetmeez bi kutu daha içilecek. o sırada sac diplerinden atomlar fışkıracak. Fekat buna sözümüz yok, sac cogalması konusunda şikayet etme hakkımız olmamalı insanoğlu olarak da kişisel bakım tembeli olarak sürekli ojeli gezmek zorunda kalmak çok sıkıcı. İkinci çözüm dışarı cıkarken en hasta parmagı bantlamak. Çünkü bi tane en hasta var, onun dışındakiler çok vahim durumda degil. Bir de pomatlarım var onlar sürülecek her gün sabah akşam. Sorumluluk üstüne sorumluluk.
yarın bi iş görüşmem var, oje sürmem gerekir mi?? Ama bu hafta içinde yaptıgım 3 görüşmede de sürmedim ki. Zaten bu haftakilerden birinin ikinci görüşmesi bu ve laubali formatında diyebiliriz. Ojeye gerek yok, en hasta parmagımı biraz saklar, adamların suratına suratına sallamazsam, ve sol orta parmagımla hareket çekmemi gerektirecek bi olay çıkmazsa sıkıntı yok, hastayı saklayabilirim. Haftaya çarşambaya kadar iki aylık saltanatımın sona eriş şekli şemali belli olmuş olacak. ne zaman nerde kaça.
Ehheh hakkatten nasıl da geçti iki ay. Ben bi bok anlamadım. Zaten bi hafta yazlıkta kaldım. 12-13 gun de tatil yaptım tam tatamatıyla. Bunun dışında da çoğu koşturmakla azı da evde yan gelip yatmakla geçti. Ama iyi geldi, kendime geldim resmen.. Rengimi buldum yaa. Bir de şu işsizlik naaşım azcık mantık çerçevesinde olsaydı gökkuşağı olacaktım lay lay lom. Olsun buna da şükürcan bak en azından tatile falan gittim, her zamanki gibi borç batagında boka bulanarak ama olsun olsun pişman değiliiiiim, zaten ben bunları anı ossuuuğğnn diye yaşşadıım. Ne güzel şarkıdır yaa kendisi, kaaaç zamandır dinlemedim hemen bi buliym bakiym yutubdan.
Off ne uğraştım yaa yutub haini, bulamadım orda, ben de indireyim bari dediim. O sırada da başka efsane şarkılar da buldum ve indirdim vesile oldu, mesela süreyyyaaaaaağğğ süresüresüresüreyyaaağğ süreyyaaaağğğğ. hoş oldu. Bu arada kafiye olsun diye Burkina Fasoyu başlığımıza aldık, Sankara'yı anmadan geçmeyelim. Toprağı bol ossun efems. Hoşçakallar size boşçakallar.
Sanırım şunu anlatmak istediydim de, birkaç senedir kafa kurcalaması kısmından yola cıkarak aklım 30 senelik birikime kaydı herhal, neyse madem birkaç senedir kafa kurcalayan mantarlı tırnaklarım mevzusu bugun yeni bir boyut kazandı annemin arkadaşı dermatolog sayesinde. Onlar mantar degil bir çeşit egzamaaaağğğ. Peki bu iyi bişey mi kötü bişey mi? İyileşecek mi doktor? Geçebilir de hiç geçmeyebilir de. ama mantar degil. So? Yine o pahalı bitkisel tırnak+sac güçlendirici ilactan içilecek, bi kutu bitti, bitti miiiii yooo yetmeez bi kutu daha içilecek. o sırada sac diplerinden atomlar fışkıracak. Fekat buna sözümüz yok, sac cogalması konusunda şikayet etme hakkımız olmamalı insanoğlu olarak da kişisel bakım tembeli olarak sürekli ojeli gezmek zorunda kalmak çok sıkıcı. İkinci çözüm dışarı cıkarken en hasta parmagı bantlamak. Çünkü bi tane en hasta var, onun dışındakiler çok vahim durumda degil. Bir de pomatlarım var onlar sürülecek her gün sabah akşam. Sorumluluk üstüne sorumluluk.
yarın bi iş görüşmem var, oje sürmem gerekir mi?? Ama bu hafta içinde yaptıgım 3 görüşmede de sürmedim ki. Zaten bu haftakilerden birinin ikinci görüşmesi bu ve laubali formatında diyebiliriz. Ojeye gerek yok, en hasta parmagımı biraz saklar, adamların suratına suratına sallamazsam, ve sol orta parmagımla hareket çekmemi gerektirecek bi olay çıkmazsa sıkıntı yok, hastayı saklayabilirim. Haftaya çarşambaya kadar iki aylık saltanatımın sona eriş şekli şemali belli olmuş olacak. ne zaman nerde kaça.
Ehheh hakkatten nasıl da geçti iki ay. Ben bi bok anlamadım. Zaten bi hafta yazlıkta kaldım. 12-13 gun de tatil yaptım tam tatamatıyla. Bunun dışında da çoğu koşturmakla azı da evde yan gelip yatmakla geçti. Ama iyi geldi, kendime geldim resmen.. Rengimi buldum yaa. Bir de şu işsizlik naaşım azcık mantık çerçevesinde olsaydı gökkuşağı olacaktım lay lay lom. Olsun buna da şükürcan bak en azından tatile falan gittim, her zamanki gibi borç batagında boka bulanarak ama olsun olsun pişman değiliiiiim, zaten ben bunları anı ossuuuğğnn diye yaşşadıım. Ne güzel şarkıdır yaa kendisi, kaaaç zamandır dinlemedim hemen bi buliym bakiym yutubdan.
Off ne uğraştım yaa yutub haini, bulamadım orda, ben de indireyim bari dediim. O sırada da başka efsane şarkılar da buldum ve indirdim vesile oldu, mesela süreyyyaaaaaağğğ süresüresüresüreyyaaağğ süreyyaaaağğğğ. hoş oldu. Bu arada kafiye olsun diye Burkina Fasoyu başlığımıza aldık, Sankara'yı anmadan geçmeyelim. Toprağı bol ossun efems. Hoşçakallar size boşçakallar.
16 Ağustos 2010 Pazartesi
bir de rakı şişesinde balık oldum
Zaten balıktım. Ve fakat rakı şişesiyle aram pek iyi değildi. İçerim pek çok, pek çok severim amaa kusma bulantı ve başdönmesi eşiğim pek düşüktür. Bunu da tecrübeyle sabitleyeli beri - nahoş üniversite anıları hiç açmayalım, hatırlamayanlar hatırlayanlara başka güzel anılar anlatsın - pek temkinli bi rakı içicisi oldum çıktım. Ee bu işler temkinle olunca zevkine varılmıyor tabii. Gel gör ki 31 temmuz itibariyle başladığım ve 13 gun süren yeme içme maratonunda kendim bile hayretler içinde kaldım gösterdiğim performansa. Tatil dediğin böyle olmalı, yemeli içmeli ama ne mide bulanmalı ne kusmalı. Hal böyle olunca balık da kendini rahatlıkla rakı şişesinin enginlerine bırakıverdi.
Yeşille mavinin buluştuğu Birdthebed kadar olmasa da özlerim ben seni Sivrice, viledayla ahtapotun buluştuğu ey cennet mekan..
Ve sonra Şehnaz gerçeklerin farkına varmış. Neden ben rakı şişesinde günümü gün ederken kendisi bir yandan dev fanusunun dışbükey camından dünyayı şaşı olarak anlamaya çalışarak bunalıma girerken bir yandan da dışbükey babamın kendisine verdiği lezzetsiz saman ile yetinmek zorunda kaldığını sorgulamaya başlamış. Ve ölüm orucuna girmiş. Ben tüm bunlardan bihaber 70lik senin 1ltlik benim şişeden şişeye gönül eğlendirirken kinci Şehnaz o derbeder halini görüp vicdan azabını bana derinlemesine yaşatmak için son nefesini vermeden önce dönüşümü beklemiş. Ve sonrası acı son..
Yeşille mavinin buluştuğu Birdthebed kadar olmasa da özlerim ben seni Sivrice, viledayla ahtapotun buluştuğu ey cennet mekan..
Ve sonra Şehnaz gerçeklerin farkına varmış. Neden ben rakı şişesinde günümü gün ederken kendisi bir yandan dev fanusunun dışbükey camından dünyayı şaşı olarak anlamaya çalışarak bunalıma girerken bir yandan da dışbükey babamın kendisine verdiği lezzetsiz saman ile yetinmek zorunda kaldığını sorgulamaya başlamış. Ve ölüm orucuna girmiş. Ben tüm bunlardan bihaber 70lik senin 1ltlik benim şişeden şişeye gönül eğlendirirken kinci Şehnaz o derbeder halini görüp vicdan azabını bana derinlemesine yaşatmak için son nefesini vermeden önce dönüşümü beklemiş. Ve sonrası acı son..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

