22 Eylül 2010 Çarşamba

taburcuburcu

Bizim cücünün bi lafı vardır, içim şişti. işte bu türk dizileri benim içimi şişiriyor vallahi. Hep bi trajedi, bi yanlış anlama anlaşılma mevzusu, bi aileye karşı gelememe, fırsatları parmaklarının ucundan kaçırma, tabiii tüm bu esnada da seyircinin ekran karşısında şişim şişim şişmesi, gerim gerim gerilmesi. Hayır zaten ameliyatlıyım, zaten şişkinim  fiziksel olarak hiç olmadığım kadar, bi de üstüne ruh şişkinliği ekleniyor. Halbuse ecnebii işi çözmüş, dizi demek sit com demek, tüm günün gerginliğinin üstüne iki rahatlamak için aptal kutumuzun karşısına geçip bir de orada mı şişirelim kendimizi, aksine gülelim eğlenelim deyi güldürgeçli diziler yapıveriyollar isviçre laboratuarlarında hep. Bizim topraklarda da gün içinde streçimiz az yaa, ağşama biraz da neşemizi bulalım, kafamızı boşaltalım, hep birlikte aptallaşalım diye geçiyoruz tv karşısına, oooohh uykudan önce basıbasıveriyolar hafakanları.


önce

Mevzu ameliyattı nerden çıktı bu gerginlik demeyin, daha bismillah hastanede başladı herşey. Narkozun da etkisiyle, ağrım sızım da yokken huzur içinde bir uyku çekmeyi hayal ettiğim hastanedeki tek gecemde tv de lale devri diye bir dizi 5 saat falan oynadı heralde, döndü durdu. Annem izliyor muydu yoksa o da uyudu kaldı da tv mi açık kaldı bilmiyorum net, bildiğim şu ki uyudum uyandım dizi vardı, uyudum uyandım hala aynı dizi vardı yemin ederim saatlerce oynadı. Rüyamda içim şişti resmen. Kabus bununla kalmadı, bir haftadır evde istirahatteyim tabii, kucagımda bilgisayar, tv ile pek ilgilenmesem de aile izleyince hep bir dizi dönüyor fonda da. E hal böyleyken herşeyden haberdar oluyor insan, fena, sıkıntı. Bu hafta özellikle mi ne sürekli, ne bilim belki 3-5 kez döndü durdu aynı diziler. Ya bi yasak gelsin, rüttük kota falan koysun kanallara. Bir de hep bi sıkıntı, bi streç hali offff.


sonra

Hastane mesaime damgasını vuran birkaç konu vardı, benim açlığım, hipotermi tehlikem gibi. Uyandıktan sonra ilk ziyaretçime ilk sordugum şey hamburgerim nerde imiş. Biraz acıkmıştım da. Sürekli yemeği sayıkladım zaten uyandıktan sonra, yemek saatimi sorduk, 5 dediler. Artık saati 5 yapana kadar dakika saydım. Ama yemek gelince de iki lokma yiyip bıraktım tabii, midem almadı haliyle. Bir de hipotermi olayım var ki komedi. Ben zaten nerden aklıma soktuysam daha o götü başı açık kıyafet giydirilirken başlamışım ameliyathanenin çok soguk mu olacagından dem vurmaya. Odada enjekte ettikleri sıvı, uyuşturucuya alışkın olmayan bünyede anında etkisini gösterince daha odadan çıkarken kafa oldu bi dünya, aşağı inerken de yarı bilinçli olarak bikaç kişiye ameliyathanede çok üşüyeceğim konusunda bilgi vermeye başlamıştım. Ehh beyni de böyle şartlayınca heralde hipotermi tehlikesi vukuu bulmuş olacak ki ameliyattan çıktığımda doktor annemlere 15 dakika sonra ayılır çıkarırız bilgisini vermiş vermesine amma 15 dakika olmuş 45 dakika, benden ses seda yok. Bizimkiler de telaşlanınca içerden açıklama gelmiş, kızınız biraz üşümüş içerde, ısıtmaya çalışıyoruz, ısınmıyor bi türlü :) Ben bu arada ayıldım mı, ayık mı dondum, baygın mı dondum hatırlamıyorum ama tamamen ayıldıgımda ayaklarımdan doğru kocaman bi hortum sıcak hava veriyodu tüm bedene :) Bu arada odada da bi süre titremeye devam ettim, yorgan falan istedik extra. İlahi ben yaaa, ne komiğim.. Uyandığımda ilk hatırladıgım soru da yanıma gelen hemşireye ben ameliyat oldum mu diye sordum ve ağrı kesici veriyo musunuz diye de ekledim :) Korkularım ve ben.. Korkularım beni esir almış resmen..

Son olarak zamanında öne sürülmüş, narkoz mevzusuyla ilgili fena bir teori, sonradan kloroform ameliyatlarda uyutma amaçlı kullanılmamaya başlamış zaten.. Aşağıdaki google books linkinde kitabın 190. sayfasında başlayan Le Prix Du Progres bölümü.. (Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği, Notlar ve Taslaklar, Le Prix du Progres)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder