Evet. Kavuşmak sevmekten daha zor geliyormuş Sayın bekleyen.
3 sene önce yeni bir başlangıç yaptığım bir dönemde bu bloğu açmışım. Ama sonra nolmuş? 'Başlangıç' hayatın akışına dönüşmüş, 'yeni' gitmiş vahı kalmış ve bu sayfa şerefsizce boşlanmış.
Ee şimdi nolmuş? Bir süre önce yazarın hayatı tepe taklak olmuş. Bön bön bakakalmış. Demişler herkesler nereden biliyorsun hayatının taklağının tepesinden daha iyi olmayacağını diye, kısmet hayırlısı demişler herkesler. Yazar bön bön bakmaya devam etmiş. Anlamamış bakmış. Ağlamış bön bön. İçmiş bakmış. Oturmuş bön bön. Tüttürmüş bakmış. Mal mal bön bön. Pasta börek yaparken kullandığı timer'ı kurmayı düşünmüş, bu böne bir son vermek için bir zil çalsın istemiş. Vazgeçmiş, onun bi kurumluk ömrü yetmez gibi gelmiş bu bönden çıkmaya. Sonra akıllı telefonunun takviminde gelişigüzel bir gün seçip alarm kurmayı düşünmüş o güne, bu böne bir son vermek için. Vazgeçmiş, o günü aklından çıkaramayıp, o güne kadar bönün dibine vurur diye, ee alarm çalınca bönden çıkacağı da meçhul. Demişler herkesler zamana bırak diye, o da öyle yapmaya çalışmış ama bi typo hatası olmuş algıda, zarara bırakmış yanlışlıkla. Zarar büyükmüş. Zarar büyütmüş. Üstüne vazife olmayan herkeslerin bile hala şuursuzca yorumunu yaptığı küçük gösteren dış görünüş seneler içerisinde bir gram değişmezken iç gömülüş geçen birkaç ay içerisinde hayli büyümüş. Sizler bilir misiniz çok mutsuz olduğun bir dönemde tek mutlu olduğun an uykudan uyandığın saniyedir çünkü o 60 salise içinde daha gözünü bile açmamışken hiçbirşey hatırlamazsın, daha doğrusu herşeyi eskiden olduğu gibi hatırlarsın, sandığın gibi hatırlarsın ama 1 salise sonra gerçekler bilincine üşüşür, bilincinle savaşır ve bilincini ele geçirir ve ta taaam, gerçekler mal gibi meydanda, artık gözünü hiç açmak istemeyebilirsin zira açsan ne olacak her yer zaten karanlık..
Yazarımız bu arada kısmeti sorguya çekmiş, hayırlısını bulup boğazlamak istemiş. Hayır kimmiş neymiş hayırlısı? Hayır madem hayırlı değilmiş baştan vuku bulmayaymış? Ya da madem bu noktada bu kadar zarar verecekmiş o zaman sonuna kadar gideymiş? Daha fazla mı üzüleceydiymiş yazar? Hiç sanmam (yazarın parmakları olarak şu an yorum yapma hakkımı kullanıyorum).
Sonra iki ayaklı hayvanın gidişi üzerine dört ayaklı bi insan sahiplenmiş yazarımız. Yeni arkadaşı için önce kız demişler bilirkişiler. Yazar çok sevinmiş çünkü evde bi kadın lobisi yapabileceklermiş kız Mişka ile erkek ırkına karşı. Fakat çok geçmeden yeni ev sahibimizin erkek olduğu ortaya çıkmış ki bu yazarı bir hayli sarsmış başta.. Şimdi kimle kafa kafaya verip süt ve cin kadehlerini tokuşturacakmış ki? İlk başlarda çok zorlanmış, 'kızım'dan 'oğlum'a geçişte. Farklı gözle bakmaya başlamış bıyıkları yeni terleyen erkek Mişkaya. Şimdiye kadar kız Mişkanın davranışlarını erkek Mişka olarak değerlendirmeye çalışmış. Değişikmiş bu his. Yazar tarafından Mişkanın kız olarak naz ve sahip çıkılma olarak değerlendirilen çeşitli davranışları artık kur ve sırnaşma şeklinde erkek davranışı şekline bürünmüş yazarın gözünde. Ve fakat bu duruma da alışmış yazar zira alışmak sevme yarısıymış. Mıymış? Hatta o kadar alışmış ki yazarın elini 2 yalayıp 5 ısıran Mişkanın davranışlarını erkek huyu suyu hürmetine kabullenmiş bile.. Hatta bi o kadar da alışmış ki; bi erkek Mişkanın açtığı yaralara, tırmalayınca çizilen ellerine bakmış bir de aylar önce erkek O'nun kanattıklarına, ısırınca yanan canına bakmış ve demiş ki fiziksel yaranın acısı da geçiyor da izi de geçiyor da diğeri… Kimse böyle düşünmüyor ama yazar fiziksel acı, içindeki acının önüne geçsin diye Mişkanın ellerini yemesine göz yumuyor olmasın sakın? Sonucta Mişka ısırınca acımıyo kiiii!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder