28 Ağustos 2010 Cumartesi

what is matrix ulan?

Bugun odamı feng shui usullerine uygun olarak döşedim diye başlayabilirdim bu yazıya mesela ama boş insan olmanın da kendi çapında bi çizgisi var tabii, o kadar da değil. Ayrıca farkettim ki zamanım yokken zamanım olsaydı şunu da yapardım bunu da yapardım şöyle gezerdim böyle koşardım hoplardım zıplardım dediğim şeylerin bi çoğunu yap(a)mamışım. Mesela pazara gitmek, beleş gününde istanbul modernin altını üstüne getirmek, konserden konsere koşmak, hafta arası insan yığını işinde gücündeyken adalar, kilyos gibi haftasonu ulaşmak, ulaşılsa bile nefes almak mümkün olmayan güzide beldelerimizde fink atmak vs vs. Ve fakat bunların henüz pek azını gerçekleştirebilmiş olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilmekteyim zira pek yakında eskisinden daha koşturmacalı bir evreye geçiş yapmam olası.

Hayatımla ilgili köklü değişikliklere yol açacak kararların sorumluluğunu almak genel tembellik ilkeme aykırı oldugundan senelerdir işim ile ilgili bir girişimde bulunmadımdı. Mevzu tembellikse gerisi teferruattır zaten, bu bağlamda stabilite de candır helbet. Sonra birden adalet hak hukuk gak guk gazıyla karar mı istiyosun al sana yüklü bi karar şeklinde yola çıkıp, delikanlının geri vitesi olmaz mottosuyla kararımızdan dönmek yok yola devam ettik ey halkım. Ardından pek iddialı "yeni bir başlangıç" nidaları geldi, baba beni okula gönderler, çeşitli acentalardan iş bulmaya çalışanları ben artık turizm istemiyorum diye elinin tersiyle acımasızca reddetmeler, elinin hamuruyla alakam olmayan vakıflara, kültür kurumlarına atılmalar, cevap alamamalar, pek seçici bariyernet çıkarmaları derken zaman akıp geçti. Bi yandan parasızlık girdi bedene, bi yandan pek düşünceli arkidişlerin turizmle alakalı iş yönlendirmelerini niyetsiz olarak ehh peki bari görüşelimlerle kabul etme devri başladı.

Fakat işte bir zamanlama bu kadar mı kötü olur efems. Neden bütün yaz bekleyip "o hafta" o iki yerle görüştüm de neden iki hafta sonra görüşmedim ki sanki. Ehh görüşeyim bari dediğim iki yer de benden haber bekler oldu bir anda, amaaaaa ters yönden hızla bambaşka tam süper bi festival işi aklımı karıştırıverdi birden. Gel gör ki bunun girişi hızlı oldu ama gelişme bölümü pek yavaş ilerliyordu. Bir yandan benden haber bekleyen kurbanları ufak ufak ertelemeye çalışırken bu festivalden bir türlü herhangi bir yanıt alamıyordum. Eee ortaya zincirleme bi sıkıştırma olayı çıktı tabii, kurbanlarım beni, ben festivali derken olan yine benim caaanım nariiin sinirlerime oldu. Ve festival benim zaman kısıtıma dayanamayacağını açıkladı ve beni sözde serbest bıraktı. Ama bilmiyor ki aslında beni yine turizme tutsak ettii beaaahhh. Pofffffffffff. Yaani ne olurdu sanki ben bu tanıdık yönlendirmelerini yaz boyu ertelediğim gibi biraz daha erteleseydim ve önce bu festival ortaya çıksaydı da onla halleşseydim de olmuyorsa olmasaydı da sonra diğer görüşmeler gündeme gelseydi de da de da di do di dodiidodidodiiiii. Yaa bi batırfılay efekt istiyorum ortaya karışık. Ya da bi ales şkandalı falan olsun, gündem değişsin.

Şimdi söyle bana Morpheus, ben nasıl aklımdan atacagım bu festivali? Sanırım yanlış hapı yuttum
- doğru yanlış yargılamasına hiç girmeyelim bu hap olayında, sadece tercih meselesi.
- evet haklıyım

Bi de tam reddedilmemişken, seninle devam edemeyeceğiz cümlesini direkt duymamışken, sadece benim zaman kısıtımdan sebep serbest bırakıldım ya, yani bu şekilde vaz mı geçmeliyim, yoksa bi yolunu bulup tırnaklarımla kazımalı mıyım? İtinayla eldeki bulgurdan nasıl olunur seansımıza başlamış bulunuyoruz, seansa lütfen alık balık olmayanlar katılmasın, laftan anlamazlar (Haftaya da iş görüşmesinde itinayla kendi maaşın nasıl düşürülür -hak hukuk adalet adına amaa- konusunu işleyeceğiz)

Velhasıl zaten kurbanlardan birini eledim ve bildirdim, digeri de belki ekimden önce başlayamayacağımı ve kasım bayramında kanadaya gitmeyi planladıgımı öğrenince beni ince eleyip sık dokuyacaktır kim bilir. O zaman haliyle festivale geri dönüp tırnaklarımla kazımaya başlamam gerekebilir, elimde başka kozum kalmadıgından.

Ben bi Matrix 3lemesini izleyeyim, belki tüm bu olanların bi anlamı vardır. Gözüm bi yerden ısırıyo ama çıkaramadım..


26 Ağustos 2010 Perşembe

bir masalın ağzını kapattı ve yattı.

Boş insanın yapabilecekleri-episode 2 dahilinde dün gece mp3 arşivimi yeniden adlandırmaya kalktım. offf ne fena bi iş bu. Keşke zamanım olmasaydı da zamanım olmadıgı için düzenleyemiyorum bahanesinin sallasaydım etrafa. aslında böyle bi işe girişme dürtümün oluşumu taaa tatil dönemine dayanıyor. Mp3 playerımdan halka şarkı çalmanın nekadar zor oldugunu keşfettim tatilde, çünkü ben üşengeçliğimden ve zamanında zamanım olmadıgından elimdeki mp3 arşivini oldugu gibi aktarmış ve sonra üzerinde herhangi bi gruplama vs de yapmamışım. Elimdeki arşivde şarkı adları karmançorman sersemsepelek oldugundan bi şarkıcıya ait parçaların yerini tespit edip bir playlist hazırlamak o kadar zaman alıyormuş ki, mesela bi gece tabii ki sezen aksu çalmaya çalışıp, sanatçıya göre arattıgımda s harfinde sadece şarkıların bi kısmını bulabilip kalanları acayip yerlerden topladıgım ve playerımda olduguna emin olduğum halde bi kısmına da hiç ulaşamadıgım için operasyon gereği duydum. Ben genelde playerı dinlerken bi düzene ihtiyac duymuyorum cünkü tüm arşivi baştan sona çalıyorum, dev bi shuffle oluyor. Bu da benim tarzım, tarz-ı aburcubur.

Önce saf gibi bilgisayarda bulundukları yerde yeniden adlandır yaparak bu işi becerebileceğimi sandım amaaaaa bu kadar kolay mııı, tabi ki degiiiil(miş). Yavın antimediaplayercı tavrı yüzünden önce winamp yükledim zira bilgisayarımda sadece default gelen media player bulunuyordu. sonraaa winampa arşiv taraması yaptırıp şarkı isimlerini winamp üzerinden düzenledim. Veeeeee şimdi sanıyosunuz ki mp3 playera yükledim herşey süpper oldu, ama yok öyle bişey. Daha yüklemedim, daha düzenleme işini bitiremedim bile, fena sıkıcı bişey. Bu şekilde yaptıgım değişiklikler bi işe yarayacak mı onu da bilmiyorum. Tek bildigim çok sıkıcı bi işlem oldugu. Baydım, bir masalın ağzını kapattım ve yattım.

Boş insanın yapabilecekleri - episode 3 de tekrar buluşmak üzere. Boşçakalın demeden evvel Sheilak'a bir şiir armağan etmek isterim..

'He shot me down bang bang'
by Lale Müldür

seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü birşey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.


ps. episode 1 neydi diye soranlara tek sözüm var, dön bak dünyaya! Bu satırları her nerede okuyor ve okutuluyorsan, işte orasıdır episode 1.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

fasa fiso Burkina Faso

30 yaşında olusturulmus bir blogda acaba kişi 30 senelik geçmişinin irili ufaklı anekdotlarını blogda anma hakkına sahip midir?? Yoksa blog kuruldugu andan itibaren gelişen olaylar mı bu sayfalarda yerini almalıdır onu kestiremedim. Buraya nerden geldim ben, bi yerden gelmemişim daha ziyade en baştan bu noktadan giriş yapmışım.

Sanırım şunu anlatmak istediydim de, birkaç senedir kafa kurcalaması kısmından yola cıkarak aklım 30 senelik birikime kaydı herhal, neyse madem birkaç senedir kafa kurcalayan mantarlı tırnaklarım mevzusu bugun yeni bir boyut kazandı annemin arkadaşı dermatolog sayesinde. Onlar mantar degil bir çeşit egzamaaaağğğ. Peki bu iyi bişey mi kötü bişey mi? İyileşecek mi doktor? Geçebilir de hiç geçmeyebilir de. ama mantar degil. So? Yine o pahalı bitkisel tırnak+sac güçlendirici ilactan içilecek, bi kutu bitti, bitti miiiii yooo yetmeez bi kutu daha içilecek. o sırada sac diplerinden atomlar fışkıracak. Fekat buna sözümüz yok, sac cogalması konusunda şikayet etme hakkımız olmamalı insanoğlu olarak da kişisel bakım tembeli olarak sürekli ojeli gezmek zorunda kalmak çok sıkıcı. İkinci çözüm dışarı cıkarken en hasta parmagı bantlamak. Çünkü bi tane en hasta var, onun dışındakiler çok vahim durumda degil. Bir de pomatlarım var onlar sürülecek her gün sabah akşam. Sorumluluk üstüne sorumluluk.

yarın bi iş görüşmem var, oje sürmem gerekir mi?? Ama bu hafta içinde yaptıgım 3 görüşmede de sürmedim ki. Zaten bu haftakilerden birinin ikinci görüşmesi bu ve laubali formatında diyebiliriz. Ojeye gerek yok, en hasta parmagımı biraz saklar, adamların suratına suratına sallamazsam, ve sol orta parmagımla hareket çekmemi gerektirecek bi olay çıkmazsa sıkıntı yok, hastayı saklayabilirim. Haftaya çarşambaya kadar iki aylık saltanatımın sona eriş şekli şemali belli olmuş olacak. ne zaman nerde kaça.

Ehheh hakkatten nasıl da geçti iki ay. Ben bi bok anlamadım. Zaten bi hafta yazlıkta kaldım. 12-13 gun de tatil yaptım tam tatamatıyla. Bunun dışında da çoğu koşturmakla azı da evde yan gelip yatmakla geçti. Ama iyi geldi, kendime geldim resmen.. Rengimi buldum yaa. Bir de şu işsizlik naaşım azcık mantık çerçevesinde olsaydı gökkuşağı olacaktım lay lay lom. Olsun buna da şükürcan bak en azından tatile falan gittim, her zamanki gibi borç batagında boka bulanarak ama olsun olsun pişman değiliiiiim, zaten ben bunları anı ossuuuğğnn diye yaşşadıım. Ne güzel şarkıdır yaa kendisi, kaaaç zamandır dinlemedim hemen bi buliym bakiym yutubdan.

Off ne uğraştım yaa yutub haini, bulamadım orda, ben de indireyim bari dediim. O sırada da başka efsane şarkılar da buldum ve indirdim vesile oldu, mesela süreyyyaaaaaağğğ süresüresüresüreyyaaağğ süreyyaaaağğğğ. hoş oldu. Bu arada kafiye olsun diye Burkina Fasoyu başlığımıza aldık, Sankara'yı anmadan geçmeyelim. Toprağı bol ossun efems. Hoşçakallar size boşçakallar.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

bir de rakı şişesinde balık oldum

Zaten balıktım. Ve fakat rakı şişesiyle aram pek iyi değildi. İçerim pek çok, pek çok severim amaa kusma bulantı ve başdönmesi eşiğim pek düşüktür. Bunu da tecrübeyle sabitleyeli beri - nahoş üniversite anıları hiç açmayalım, hatırlamayanlar hatırlayanlara başka güzel anılar anlatsın - pek temkinli bi rakı içicisi oldum çıktım. Ee bu işler temkinle olunca zevkine varılmıyor tabii. Gel gör ki 31 temmuz itibariyle başladığım ve 13 gun süren yeme içme maratonunda kendim bile hayretler içinde kaldım gösterdiğim performansa. Tatil dediğin böyle olmalı, yemeli içmeli ama ne mide bulanmalı ne kusmalı. Hal böyle olunca balık da kendini rahatlıkla rakı şişesinin enginlerine bırakıverdi.

Yeşille mavinin buluştuğu Birdthebed kadar olmasa da özlerim ben seni Sivrice, viledayla ahtapotun buluştuğu ey cennet mekan..

Ve sonra Şehnaz gerçeklerin farkına varmış. Neden ben rakı şişesinde günümü gün ederken kendisi bir yandan dev fanusunun dışbükey camından dünyayı şaşı olarak anlamaya çalışarak bunalıma girerken bir yandan da dışbükey babamın kendisine verdiği lezzetsiz saman ile yetinmek zorunda kaldığını sorgulamaya başlamış. Ve ölüm orucuna girmiş. Ben tüm bunlardan bihaber 70lik senin 1ltlik benim şişeden şişeye gönül eğlendirirken kinci Şehnaz o derbeder halini görüp vicdan azabını bana derinlemesine yaşatmak için son nefesini vermeden önce dönüşümü beklemiş. Ve sonrası acı son..