23 Ocak 2011 Pazar

passiflorafauna

Yoga'ya başlamak istiyorum. hatta ilerletip yogi bile olabilirim. Yoksa bu sinirle nereye kadar. Bir şekilde eskiden olduğum gibi daha sakin bir insan olmam lazım. Mesela araba kullanmayı bıraktıgımdan beri trafik siniri bölümünden muhafım, sınavda buradan sormayacaklar.

Dönem içinde derslerden dolayı zamanım olmuyor yoga'ya gitmek için, sömestr desen zaten neredeyse bitti gitti, 14 subatta dersler başlayacak işte, ne kaldı ki. Ben en iyisi yazın bu işe ciddi ciddi eğileyim. Durumun vehametini anlamayanlar için aşağıda ALES sınav rezaleti sonrasında ÖSYM'ye yolladığım maili paylaşıyorum.

Acaba devletin benim için yaptırdığı okulda, benim gibilere karşı diğer masumların güvenliğini sağlamak için görevini icra eden devletin memuruna hakaret ettiğim için hakkımda dava açılır mı? Acaba devletin benim geleceğim için hazırladığı sınavda benim kullanmam için verdiği kurşun kalemle cevap kağıdında yanlış işaretlediğim kutucuğu silerken yine devletin bu sınava özel olarak ürettiği adi kırmızı plastikten silgisiyle cevap kağıdındaki o kutucuğu biraz bastırarak silince cevap kağıdında kırmızı kırmızı iğrenç silgi lekelerinin kalması sonucu olabilecek herhangi bir olumsuzluk kader midir? Acaba sınava arabamın anahtarıyla girme eğilimimin terör örgütüyle bir bağlantısı olabilir mi? Acaba yoksa tek kişi protesto ettiğim için, oradaki koyunları örgütlemediğim için suçlu sayılmaktan yırtabilir miyim? Acaba acınacak halde miyim?



Sayın ÖSYM yetkilileri,

19 Aralık 2010 tarihinde yapılan ALES sınavı girişindeki güvenlik önlemleri ile ilgili sınava giren adaylara özür borçlu olduğunuzu düşünüyorum. Sınav, 20 Aralık tarihinde OSYM'nin yayınlamış olduğu basın bülteninde belirtildiği gibi sorunsuzca tamamlanmamış, aksine ben ve benim gibi birçok aday için gayet sorunlu bir şekilde gerçekleşmiştir. Süreç tam bir kara mizahtı.

Son KPSS sınavında yapılan sahtekârlığın acısı bu sınava girenlerden çıkarılmak istenircesine uygulanan mantıksız güvenlik önlemleri sınavdan önce adayların sinir sistemini altüst etmek dışında neye yaramıştır acaba? KPSS skandalındaki asıl suçluların ÖSYM içinden olduğu, soruların sınav sırasında değil de sınavdan önce dışarı sızdığı iddiaları ağır basarken, ALES sınavına giren her adaya mantıklı temellere dayanmayan yöntemlerle potansiyel üçkâğıtçı muamelesi yapılmasını çok yanlış buluyorum.

Konuyla ilgili üzerinde durulması gereken iki ayrı nokta olduğunu düşünüyorum. Birincisi ÖSYM merkezden sınav yapılacak okullara gönderilen yasaklar listesi, ikincisi de her sınav merkezindeki MEB yetkilisinin (okul müdürü/müdür yardımcısı) insiyatifine göre çeşitlenen uygulamalar. Sınava girişte adaylar ile güvenlik görevlileri/ MEB yetkilileri arasında yaşanan tartışmalara asıl sebebiyet veren noktanın hangisi olduğunu belirlemek biraz zor sanırım.

“ÖSYM kuralları gereği metal eşya alınmayacak” ibaresinin tam olarak neleri içerip içermediği ÖSYM tarafından sınav yetkililerine bildirilmiş midir bildirilmemiş midir bilemiyorum fakat bu ibare öne sürülerek insanların çantalarının, selpaklarının, su şişe kapaklarının, küpelerinin, yüzüklerinin (alyanslar dahil), kolyelerinin, saç tokalarının, ev anahtarlarının, araba anahtarlarının içeri sokulmamak istenmesi o gün orada yaşanan mantıksızlığın en bariz göstergesidir. Bahsettiğimiz sınav üniversite bitirmiş bireylerin girdiği bir sınavdır, yani asgari aday yaşı 22’dir. Bu durumda adaylardan sınav alanına bir refakatçi ile gelmesi beklenmemelidir zannımca. Fakat bu fikir ÖSYM yetkililerince pek düşünülüp tartılmamış olmalı ki belirlenen yasaklar sınava yalnız gelen adayları mağdur etme şeklinde tasarlanmış gibidir adeta. Kurallara uymak adına yanımıza minimum eşya bile almış olsak, sınav merkezine yalnız geldiğimiz takdirde cebimizde ya bir ev anahtarı ya da bir araba anahtarı bulunması ihtimali gayet yüksektir. Evden çıkarken ev anahtarımızı yanımıza almamız, ya da bir yere arabayla gittiğimizde araba anahtarımızı arabada bırakamayacağımıza göre yanımızda taşımamız en doğal hakkımız olması gerekirken sınav merkezi kapısında polis tarafından durdurulup bunları içeri sokamayacağımız söylendiğinde insan nasıl tepki vereceğini bilemiyor inanın. Kara mizah aslında tam da burada başlıyor. Ne demek istediğini anlamayan gözlerle polise bakarken kendilerine madem içeri alınmıyor o halde anahtarlarımızı nereye bırakacağımız sorulduğunda bize sunulan birbirinden yaratıcı seçenekler oradaki şaşkınlığa şaşkınlık katıyor tabi; mesela velisiyle gelmiş olanların bahçede bekleyen velilerinden birini seçip anahtarı ona teslim etmek veya kantine bırakmak!! Fakat bu arada kantinci kimdir, kantine kimler girer çıkar, kantinci sorumluluk alır mı, bahçedeki veliler kimin nesidir, döndüğümde arabamın anahtarını bulamazsam sorumlusu kim olacaktır, insan bu devirde tanımadığı bir adama araba anahtarını nasıl teslim eder gibi sorular ardarda kafamızdan geçmektedir. Bu soruları polise ve okul yetkililerine yöneltirken mantıklı cevaplar yerine kendini tekrarlayan "kurallar böyle" klişesi ile mevzunun geçiştirilmeye çalışılması ortamda gerginliğin artmasından başka hiçbir işe yaramamıştır.

Bu sırada çantası da içeri alınmayan adaylara çantalarını kantine bırakmaları önerilirken başka komik uygulamalar da gündemdeki yerini hızla alıyordu; kantinden alınan su şişelerinin üzerlerindeki ambalajlar ve kapaklarının içeri alınmaması gibi. Su şişelerinin kapakları da potansiyel kopya malzemesi olabileceğinden dışarıdaki çöpe atılıp öyle içeri giriliyordu ki sınav sırasında dalgınlıkla sıranın üzerine koyduğumuz su şişesi dengesini yitirip cevap kagıdımızın üzerine rahatlıkla dökülsün ve sınavımız geçersiz olsun. Şahsen benim yarım saat gibi bir süre kapıda direnerek araba anahtarım için mantıklı bir öneri getirilmesini beklememin malesef hiçbir olumlu sonucu olmadığı gibi fazla direndiğim ve itiraz ettiğim için hakkımda işlem başlatılmakla bile tehdit edildim. Hayır yanlış anlamayın, ben savaşa falan gitmiyordum, bunca arama tarama güvenlik tehdit, alt tarafı yüksek lisans yapmak için bana mecbur koşulan, akademik anlamda içeriği ve yöntemi zaten tartışılır olan bir sınava girmeden önce kapıda sabır sınamasından geçiriliyordum sadece. 

İçeri anahtar sokmamanın mantığını ben asla anlayamayacağım, beni aşıyor, fakat diyelim ki kural kuraldır, o halde kuralı uygularken karşılaşılabilecek zorluklara karşı çözümler üretmek konusunda bu kadar aciz yetkililerle muhatap olmak zorunda kaldığım için de benim ve birçok adayın daha motivasyonunun sınavdan önce dibe vurduğunu bilmenizi isterim. Çözüm üretmek aslında çok basit olabilirdi, madem değerli eşyalara el konuyor, bina girişine emanet odası oluşturmak ve o odayı bir polisin sorumluluğuna vermek çok mu zordu? Böylece herkes de özel eşyasını kime teslim ettiğini ve döndüğünde bulamaz ise kimden hesap soracağını bilirdi. Fakat bize sunulan çözümlerde eşyalarımızı ortalara bırakmamız gerekliliği ve kaybolduğu takdirde sorumluluk kabul eden kimsenin olmaması orada adaylarla yetkililer arasında yapılan konuşmaları baştan çıkmaza sokuyordu maalesef.

Bunca güvenlik önleminin sebebi zaten bize güvenilmemesi iken nasıl oluyor da bizden bahçede çocuğunu bekleyen herhangi bir veliye veya tanımadığımız bir kantinciye güvenmemiz bekleniyor? Üzülerek belirtmek isterim ki sınav günü yaşananlar, kendi içinde bu kadar çelişen bir sistemin mecburen parçası olmak, benim tüm sabrını, iyi niyetini ve sisteme güvenini alıp götürdü. Bir sistemin sorunlu parçalarını bulup elemek/cezalandırmak yerine tüm sistem kullanıcılarının topluca cezalandırılması mıdır adil olan? Sistem içerisinde anlamadığımız, çözemediğimiz, düzeltemediğimiz noktada en derin yasakları koyarak işin içinden bu şekilde çıkmaya çalışmaktan çok daha iyisini başarabiliyor olmamız gerekir.

Sonuc olarak ben bu sınava, yarım saat öncesinden başlayan bir sinir bozukluğu ve akabinde umutsuzlukla girdim. Sınav boyunca aklımda kantinin bir köşesine, kalemtraşların arasına sakladığım araba anahtarım vardı. Sınav sorularına yoğunlaşmak yerine anahtarımı acaba daha mantıklı nereye bırakabilirdim, acaba bahçeye mi gömseydim şeklinde akıl yürütmelerle geçen 3 saatin ne kadar verimli olabileceğini sizlere sorarım. Ful konsantrasyon gerektiren bir ortamda aklımın bu kadar dağılmış olmasının ve belki bunun sonucu olarak gerekli puanı alamayacak olmamın tek sebebi sizin bu mantıksız ve yasakçı zihniyeti dayatmaya çabanız ve insiyatif almaktan yoksun, önüne sürüleni düşünmeden, sorgulamadan uygulamaktan başka elinden birşey gelmeyen yetkililerdir.

Saygılarımla,
Burcu Camcı

6 Ocak 2011 Perşembe

ama kopuktu..

Yetişemiyorum yaarabbiiiiiimmm. Ama kopuktu kopuktu zincir olduramaaadıım, ne yaptım ne ettimse olduramadııım yaraabbbbiiiiim. Lütfen bu yazının ilk cümlelerini okuyan herkes okumaya devam etmeden hemen şimdi bu şarkıyı açsın, şarkı eşliğinde okusun (bilmeyenler için önce bi YUHHH sonra da öğrenmeleri için Özkan'dan Olduramadım).

Vallaha adımı yetiş bacı olarak değiştirciiim. Sürekli biyerlere bişeyleri yetiştirmeye çalışıyorum. Bu derse yetişmekten tut da tiyatroya yetişmeye, işe yetişmekten eve yemeğe yetişmeye, ödevlerimi günü gününe yetiştirmeye, minibüse yetişmeye veya yılbaşında hediyeleri zamanında yetiştirmeye kadar varabiliyor. Hayırlara vesile olsun. Bir de blog yazısı yetiştiremiyorum ki vicdanen bu sorumluluğun altında eziliyorum ezim ezim. Ben de sıkışık olduğum ve yazı yazamadıgım dönemlerde Pislak arkadasimin verdigi fikre istinaden bölüm için hazırladıgım ödevleri burada yayınlamaya karar verdim, en azından size malzeme olsun, bana da vicdan hafiflemesi. Şimdi tabii bu ödevler ingilizce oldugundan Pisumer arkadaşımızın ingilizce yazdıgı blog yazılarına gönderme yapıyormuş, kendisiyle bir yarış içerisine giriyormuş gibi görünmek asla istemem, öyle bir amacım yok an itibariyle, ha ilerde olaiblir mi why not, ingilizce mizah yapamaz mıyım, bence i can yani, japonca bile yaparım ama yapmiycam.

Herneyse bu baglamda aşağıya bu dönem hazırladıgım ödevlerimden birini koyuyorum. Hadi bakalım tüm ödevlerimi yayınladıktan sonra sınav da yapıcam. Soruyu önceden verebilirim, ön hazırlık yapmak için şansınız olur sizi şamatacılar.

Şimdi ciddileşelim, öhhöömm pööhhmmm, ssshhee sshhee, bir ki bir ki, sshehhh:

"Museums have always committed to the role of education from the beginning. But their way and meaning of education have been differing in each century. In 18th century the first museums were only educational for a specific part of the society; the bourgeois to increase only their level of knowledge. In the end of 18th century the first public museum Louvre was opened and this lead to the establishment of many other public museums in Europe. With the appearance of Industrial Revolution in 19th century, museum education was being understood as delivery of information to people whose task was to absorb as much as possible and creating well informed and responsible citizens (Hooper-Greenhill, 1994). But with the second half of 20th century the meaning of education has totally changed; scientific approach to museum education has gained attention. Visitors were expecting to be explained, entertained and educated. After the establishment of UNESCO & ICOM (International Council of Museums) international standards are obtained for definition and functions of museums which is now including education function officially: A museum is a non-profit making, permanent institution in the service of society and of its development, and open to the public, which acquires, conserves, researches, communicates and exhibits, for purposes of study, education and enjoyment, material evidence of man and their environment. (ICOM Statutes).

As Hooper-Greenhill mentioned education within the museum is rarely about conveying factual information, it is neither a book nor an encyclopedia. The learning opportunities of museums are very broad when compared to books and other sources, with a collection of unique objects, specialized people, fascinating site and etc. In order to develop an efficient education program there are two main elements to realize; theories of knowledge and learning and an educational policy. A complete educational program consists of more than a theory; it requires application of that theory through a specific pedagogy. It also includes an educational policy: what is the aim of the education, to whom is it directed, how does it relate to other social and political institutions? (Hein, George E. 1998, Learning in the Museum). Today education purpose of museums was redesigned on not only schoolchildren but also for adults. It began to include learning by individual discovery. Today museum education helps each visitor to construct his new meaning from the experience he gained through museum collections regarding their own taste and interests and contribute to their lifetime learning.

When we consider the situation in Turkey, museum education has begun to gain importance by 1990s. Until 90s the importance of museum education has only been mentioned in government programs, seminars and meetings, there has been several projects and even taken decisions but nothing was put forward to application (Ministry of Education, 1996). After 1990s, an academic base began to emerge with the establishment of Museum Studies Program in Yıldız Technical University in 1989 and Graduate program in Museum Education in Ankara University in 1998
There is a behavioral difference between state museums and private museums in Turkey in terms of education. State museums having expository information presentation methods are not willing to attract or educate less informed visitors such as school children (Neuerburg, 2007). On the other hand the state museums are under a strict control of Ministry of Culture and Tourism and there is a high bureaucracy in the management of these museums. Private museums having less famous collections, are trying harder to attract people. They have more educational programs for especially school children. For private museums education programs are almost priority. While the state museums keep having object-based museum management in terms of collecting, keeping and exhibiting, in the private museums like Rahmi Koc Museum, Sabanci Museum and Istanbul Modern there are several educational programs. For example as written in the website of Rahmi Koc Museum, education is their priority and aprox 60% of their visitors are schoolchildren. There are always exhibits and activities for schoolchildren.  
In our cultural policies the education mission of museums is not seen as priority. On the other hand regarding the regulations of Museums Internal Services, an education specialist is not described. Especially state museums do not employ people specialized in museum studies for these kinds of social communications and management. They only have archeologists i.e. who are specialists of their area but lack the knowledge of communication or education, there is no budget for educational or communication departments (Neuerburg, 2007)."
References
Hooper-Greenhill, E. 1994, The Educational Role of the Museum, Routledge
ICOM Statues adopted by the 11st General Assembly, Copenhagen, Denmark, 14 June 1974, Section II-Definitions, Article 3)
Hein, George E. 1998, Learning in the Museum. London, Routledge

Tezcan, Kadriye. 2006, Historical development of Museum Education, ITU Magazine, Social Sciences Enstitute, cilt: 3, sayı: 1, p.47-58, 2006

Neuerburg, S. 2007, Children’s Education in Museums in Istanbul